Modern Dünya Atlası

            ”Yazmak, ölümün elinden bir şeyler kurtarmaktır” demiş Andre Gide. Ta lisedeyken bir yerlerde okuyup aklıma kaydetmiştim bu sözü. Günlük yazdığım için koskoca Andre Gide’nin bir yerlerden beni görüp takdir ettiğini düşünmüş, içten içe de sevinmiştim. İnternet kullanımının bu kadar yaygın olmadığı zamanlardı tabi. İçinde bu kadar derya deniz bilgi de yoktu galiba. Küçük bir Trakya kasabasından büyük şehre gelebilmek için hırsla ve çıldırmışçasına ÖSS’ye çalışıyordum. O zamanlar İstanbul’da üniversite okuyup bir kaç ayda bir eve gelen ablam İstanbul’a ve üniversite hayatına dair ne anlatsa ağzımın suyu aka aka dinleyip hemen ezberleyerek gidip sınıftakilere anlatıyordum. ”Ablam bir filme gitmiş festivalde, ablam bir kulübe girmiş üniversitede, ablam bir tiyatro izlemiş AKM’de, ablamlar Taksim’e çıkmış geçenlerde bir gece, ablam gönüllü çalışma kampına gidiyor yaza, hem de İngilizce…” Ablam dünyaya ve İstanbul’a benden 5 yıl önce ayak basmış ne de olsa! 5 yıl sonra yaşama ihtimalim olan hayatın gelecekten gelen habercisi gibi. Her gelişi hedefimin daha da somutlaşmış hali. İstanbul’da bir üniversite kazanılacak ve sonra orada bir dolu şey yaşanacak: Tiyatrolar, sinemalar, birlikte müzik yapmak istediğim insanlar, neşeyle gülünecek çoktan seçmeli akşamlar, aşklar, aşklı sokaklar, kafa dengi arkadaşlıklar ve yollar… Hepsi orada, büyük bir şehirde üniversite öğrencisi olunca yaşanacak o özgür ve sosyal hayatta bekliyordu beni.

         Nihayet 2004 eylülünde, hukuk okumak üzere geldim İstanbul’a. Liseden arkadaşım İsmail’i Kadıköy’ün Eminönü İskelesi meydanında beklerken bir etrafıma, bir elimde tuttuğum ilk akbilime bakarak artık bu şehrin bir parçası olduğumu hissettiğimde yaşadığım heyecanı hala hatırlıyor ve anılarda kalmış o meraklı kız çocuğuna buradan kahkahalı bir selam gönderiyorum 🙂

       Niyetim İstanbul’u değil, işte o kız çocuğunun yol ve keşif heyecanını yazmak. İstanbul’a geldikten sonra çünkü, tıpkı çok özendiği ablası ve küçükken abla-kardeş evde dikkatle inceledikleri 1971 basım Modern Büyük Atlas’ın haritalı sayfaları gibi bir sürü yola çıktı o çocuk. Hem de her bir yola farklı amaçlarla, farklı insanlarla ama hep aynı heyecanla çıktı. Çantasında bir sürü hikaye birikti haliyle. Sabit şehir hayatını ciltli günlüklere şerh düşerken, yollarda parça parça kağıtlara ve defter arkalarına döktü içini, duyduğu ve gördüğü hikayeleri, aklına gelenleri. Şimdi 13 yıl, 15 farklı ülke ve memleketin onlarca başka şehri geçtikten sonra o ilk akbilli eylül gününün üzerinden; 30 yaşında, şehirli ve ‘modern’ bir kadın olarak seyrüseferlerimi paylaşmak üzere açıyorum bu kalbim kadar temiz sayfayı sanal dünyaya 🙂

Screenshot_20190524-191830

 

 

 

 

Yorum bırakın