MÜZİK KÖYÜ; Yaz Mutluluğu

Sen bir karanfilsin, delisin, İçlisin de, bükersin hemen boynunu, Mendilimin içindeki kirazdır, Mendilimin içi kiraz, Bilmem ki ne desem, yaz mutluluğu…’’ *

1 Ocak 2024 akşamüstü, başkent yılbaşı gecesinin yorgunluğundayken Ayrancı’da yürüyüşe çıkmışım, kulaklığımda youtube’dan TRT Ankara Radyosu’nun ‘Azeri Türküleri Konseri’ni dinliyorum: ‘’Gözelim ürekten bağlıyam sene, eziyet eder mi seven sevene…’’ Konuk sanatçı Arzu Kurbani ne güzel söylüyor! Bu sene Bakü’ye gitsem, bu mahnıları canlı dinlesem, diye hayaller kuruyorum…

24 Ağustos 2024 akşamı, Avanos’un Özkonak beldesinin çay bahçesinde, karşımda Bakülü usta Muhsin Kurbani kamanca çalıyor; eşi, Kubalı Arzu Kurbani mahnı söylüyor! Nisan ayında Bakü’ye gitmişim, o gün Arzu Kurbani ile tanışıp güler yüzlü sohbetine nail olmuşum; şimdi de çok sevdiğim Azerbaycan ezgilerini eşinden ve ondan, -birinci elden yani- doya doya dinlemekteyim. Coşkudan gözlerim dolacak kadar çok mutluyum! Tabi ki yine Müzik Köyü’ndeyim! Artık rutin bir yaz mutluluğuna dönmüş, annemle babamın 24 yıldır her yaz gittiği, memleketimiz Trakya’daki yazlığımız gibi, benim de üç yıldır atölyeler açıklanır açıklanmaz kayıt olduğum, sonra neşeyle gitmeye gün saydığım taze bir memleketim var.

Bu yıl Müzik Köyü üç ayrı bölgede, üç ayrı periyodda planlandı: Temmuz ortasında Arhavi’de, ağustos başında Pülümür’de ve ağustos sonunda Avanos’ta. Ben tarih, lokasyon ve atölyeler açısından bana en uygun olan Avanos periyodunu seçtim. 21 Ağustos’ta, gecenin tam üçünde Ankara’dan bindiğim otobüsüm, sabahın yedisinde Avanos Otogarına vardı, daha otobüsteyken tanıdık arkadaşlarla kucaklaşmalar başladı. Köyümüze ev sahipliği yapan Koan Akademi’ye varınca da eski yıllardan dostum olan Müzik Köylülerle hasret gidermeler devam etti. Gün, saat, tarih unutuldu; dünyanın bir sürü farklı noktasından gelmiş onlarca müzik seven, müzik yapan insan, günde ortalama on beş saati müzikle dolu beş güne başladı.

Geçen kış Ankara’da en sık görüştüğüm, birlikte konserlere gittiğim, çalıp söylediğim ve yollara çıktığım arkadaşlarım hep Müzik Köylülerdi. Mayıs sonunda şehrimize konsere gelen Salih Korkut Peker Hocamın bana ‘senin hala bir cümbüşün yok mu?’ demesi üzerine, müzisyen bir arkadaşımın evindeki çalmadığı cümbüşü alıp, biraz bakım yaptırıp, tellerini solağa çevirip getirdim. Zaten bu yılki Müzik Köyü’ne, Duble Salih’in atölyelerine katılmak niyetiyle geldim. Salih Nazım Peker’in geçen yıl özenip yetişemediğim iki telli atölyesi ve Salih Korkut Peker’in cümbüş atölyesi.

Nazım Hoca’nın atölyede çaldığı ve biz de çalalım diye çantasında taşıdığı minik sazlar; iki telli curalardı. Ben yeni yaptırdığım üç telli dede sazımı, orta telini çıkarıp çalarım diye getirmiştim ama hoca, Nesimi Çimen’in curasını bana göre (solak) akort edip ödünç verince kendi sazıma bakasım gelmedi. Çok sevdiğim Anadolu ozanlarından Nesimi Çimen, vaktinde bu sazı Ulaş Özdemir Hoca’ya vermiş. Nazım Hoca, Ulaş Hoca’nın ‘Sinemilli Deyişleri’ albümünde bunu çalınca Ulaş Hoca ona hediye etmiş. Bir kucakta kaybolacak kadar küçük ama gümbür gümbür sesiyle kökleri ve hikayesi çok büyük, çok kıymetli bir saz, farkındayım. Maraşlı Aşık Nesimi bu sazla deyiş çalarmış. Güneybatı Anadolu’da ve Teke Yöresinde ise bu boydaki sazlar, üst iki tel birbirinden farklı şekilde akortlanarak keçi çanına benzer bir tınıyla çalınıyor. Baş parmak üstten bastırılınca (ses boğulunca) kendine has bir armonisi oluyor. Nazım Hoca buna ‘uyumsuzluğun uyumu’ dedi. Ve biz baş parmaklarımızı bastırarak 9/8’lik bir Burdur türküsü çalıştık: ‘Şu Dirmil’in Çalgısı’. Arada bir kısmımız parmaklarını sazın üzerinde kapatıp kaşık (ritim) yaparken Utku boğaz havası çaldı, yani bir nevi Teke’nin uzun havalarını havalandırdı. Nazım Hoca çok sabırlı ve kibar. Beş gün boyunca atölyeye her yeni katılana en baştan, kızmadan, bıkmadan bu sazı anlattı. Son gece inceliğine hayran olduğumuzu söylediğimizde; çünkü insanlar bağlama çalsın istiyorum, dedi. Atölyeye kışa da online devam etmek istiyor zaten, ne şanslıyız! Müzik Köyü’nü bu yüzden çok seviyorum işte. Beş günde uzman olmayacağımızı hepimiz biliyoruz ama atölye yürütücüsü sanatçılardan, muhabbetlerinden ve müzik aşkı ile bir araya gelmiş birbirimizden ufkumuzu açacak bir sürü şey öğreniyoruz, yeni rotalar oluşturuyoruz.

Korkut Hoca bu sene bir Mardin türküsüyle gelmiş: ‘Süryani’. Ben bu türküyü Bedri Ayseli’den dinlemiştim, o Kazancı Bedih-İbrahim Tatlıses düzenlemesini öğretti. Sık sık İbo Show’dan verdiği referanslara gülsek de, kitle iletişim araçlarının en güçlüsünün ve en yaygınının televizyon olduğu 90’lı yıllarda, Türkiye’deki en iyi müzisyenlerin kendini gösterebildiği tek yerin İbo Show olduğu gerçeğini hatırlatınca hocaya hak verdik. Hatta ikinci akşam vadiye giderken Ali ve Utku’yla arabada bangır bangır İbrahim Tatlıses dinledik.

Cümbüş, ut gibi perdesiz bir enstrüman olduğundan doğru sesleri (entonasyonu) yakalamak bazen zor oluyor. Ya da ses doğru olsa da türküsünü çaldığımız yörenin tavrına uymuyor. Korkut Hoca’nın kendine has komik tarifleriyle, nağmelere biraz isot katarak mesela, Mardin’e geldik. Arada kazık süslemelerde vurulup düşer gibi olsak da, ‘la’da buluşmayı’ öğrendik. Çünkü biz bir sıra gecesi ekibiydik.😊 Hoca, bize bir whatsapp grubu kurdu. Adını da ‘’Cümbüş İdman Yurdu’’ koydu. Profil resmimiz; cümbüş sazının mucidi, pala bıyıklı Zeynel Abidin! Eğlenceli paylaşımlarımız kışa da devam eder umarım!

Müzik Köyü üç yazdır beni bir şekilde köklerime döndürüyor. Katıldığım ilk yaz (2022) eski dostum müziğin mutfağında dolaştığım ilk gençlik günlerimi kalbime getirmişti. Geçen yaz (2023) Rumeli Bektaşisi atalarımı sazıma ve sözüme hatırlattı. Bu yaz ise Yunanistan’dan gelen müzisyen Chrisa Lazariotou ile Balkan genlerimi titretti. Kozani şehrinde doğup büyümüş Chrisa, Kütahya’dan göçen mübadil bir ailenin torunuymuş. Birkaç kez cümbüşümle katılma fırsatı bulduğum ‘Makedonya’dan Kapadokya’ya Geleneksel Şarkılar’ atölyesinde, Orta Anadolu Rumlarının Türkçe söylediği iki türküyü öğrendik bir gün; ‘Şu Sille’den Gece Geçtim’ ve ‘Leylalım’. Yunanistan’da, meşk masalarında genelde bu eski türküler söylenirmiş. Bir gün de Elveda Rumeli’nin ‘Bitola’sına benzeyen ‘Oj lele’yi çok sevdim. Çalmayı bırakıp sözlere eşlik ettim. Selanik’in Gevgeli kasabasından at sırtında göçen annemin babaannesi Ümmü Nineyi ve Drama’nın Debrece kasabasından yayan yapıldak gelen babamın babası Mehmet Dedemi düşündüm. Bir hafta önce İpsala’da, büyük halamla amcamın yanındaydım, kendi aralarında Pomakça tartışıyorlardı. ‘Mayka’dan başka hiçbir kelimeyi anlayamadım, ne acı! Babamın ana dilinden tek bildiğim kelime; ‘mayka’: anne. Chrisa’nın öğrettiği Makedonca türküden de tek anladığım bu oldu.

Atölyesine katılamadığım ama odamdayken balkondan keyifle dinlediğim Salih Gündoğdu Hoca ile Müzik Köyünde Salihler ‘trio’ oldu. Ankara Müzik Güzel Sanatlar Üniversitesinde çok çalışkan ve mütevazı bir akademisyen olan S. Gündoğdu, bağlamasıyla ‘Bozlak Açış ve Uzun Hava Söyleme Atölyesi’ düzenledi. Son gece Üç Salih Hoca şahane eserler tellendirdi; Yozgat Sürmelisi, Şen Olasın Ürgüp ve Feridem gibi… Bulunduğumuz yörenin hakkını verdik, hem söyledik, hem kalkıp oynadık. 😊

Tarık Aslan’ın ritim atölyesi, İranlı Setarah Ahmedi’nin dinlemesi huzur veren ‘İran Müziği-Maragi Atölyesi’ ve Ozan Özdemir’in Yunan bağlamacığı ‘baglamadaki’ yapım atölyesi hep bahçedeydi. Fırsat buldukça kulak verdim. Ozan Hoca’yı ve eşi Adonya’yı geçen yaz Seferihisar’da Nazım Hoca sayesinde öğrendiğim Patika Rebetika grubunda dinlemiştim. Bir de tatlı oğulları; çikolatayı çok seven Leo ile tanıştım. 😊 Canım Müzik Köyü; konserlerini, kayıtlarını dinlediğimiz böyle bir sürü güzel insanla tanışma, uzun uzun sohbetler etme imkanı sunuyor! Son iki gece de konserlerden sonra, Emre Dayıoğlu’nun youtube videolarından hatırladığım müzisyen, fahri Burdurlu Fransız kemancı Gabriel Meidinger köyümüzü eğlendirdi, hatta bize yeni bir Burdur türküsü öğretti; ‘Yaylalar’…

Bu yaz sadece son iki akşam konser oldu ve çok da iyi oldu. İlk üç akşam yerleşkemiz olan Koan Akademi’nin bahçesinde isteyen istediğiyle belli bir saate kadar çaldı, söyledi, muhabbet etti. Ki zaten bu yıl gelenlerin hepsi de sadece müzik için gelmişti. İkinci gece güneşi müzikle batırmak üzere kırk km ötedeki Kızılçukur Vadisine gittik. Utku, Ali ve ben Ali’nin arabasındaydık. Sekiz ay önce, bu üçlü olarak ustalara saygı gezimizde de buralarda dolaşmıştık. Yolda durup ‘hiçliğin ortasında’ fotoğraf çekildik. Kapadokya, film seti gibi bir coğrafya!

İşyerimden, Eskişehir’deki işletmemden arkadaşım Gökcan da Müzik Köylü oldu bu yıl. Vadideki akşam, önce bir köşeye çekilip birkaç Harput türküsü çaldık. O arada kalabalık Burçin’in arpını ve Dilşad’ın yan flütünü dinlemiş, kaçırmışım. Cümbüş sınıfımdan arkadaşlarımın Süryani’yi çaldığını duyunca koşarak gidip aralarına katıldım. Ozan, Seray, Çınar, Hakan, Emrah, Mahmut, Ezgi, Ünal, Ali Abi, Özkan, Tuğba, Can, Şengül, Damlagül, Helin, İdil, Shrieen, Mathew… Çoğu önceki yıllardan tanıdığım, her yaz aralarına yenilerinin de eklendiği hemşerilerim, köylülerim! Duygudan duyguya kendimi büyüttüğüm, her biriyle hayatı öğrendiğim hikayelerim var.

Tüm bunları, Müzik Köyü’nün hayatıma kattığı insanları ve anları düşünürken dördüncü gece, çay bahçesindeki konserde, Ali Doğan Gönültaş Hoca ‘Kütahya’nın Dağları’nı söylüyordu. Bir defa ‘Geleneksel Kürt Müziğinde Şarkı Söyleme Üslupları Atölyesi’ne katıldım. Sesi, sazı ne iyi geldi, spotify listeme bir sanatçı daha eklendi. Ardından Kurbani çifti, Muhsin Hoca’nın atölyesine katılmak üzere gelmiş Eren, Berkan ve Yalın’ın yaylıları ile sahnedeydi. Bozkırın serin gecesinde Arzu Hoca’ya yeşil şalımı hediye ettim. Ertesi gün; TRT kayıtlarından kendisini ne çok dinlediğimi, memleketinin türkülerini ne çok sevdiğimi, hatta bu sevgiyle Bakü’ye gittiğimi anlattım kendisine. Samimiyetle coşkuma karşılık verdi. Onlar da Ankara’da yaşıyorlarmış ve Devlet Tiyatrolarına müzik yapıyorlarmış. Beni oyunlarına ve Ankara’daki Azerbaycanlı müzisyen arkadaşlarıyla yaptıkları meşklere davet edecekmiş. Çok çok sevindim!

Son gece konserler bitince, ateşin başındaki sohbeti Proje Koordinatörü Aytaç ve Genel Sanat Yönetmeni Mehmet Günay başlattı. Geçen yılki betimlemesini hatırlattı Mehmet; hayalimizdeki dünyanın minyatürü, dedi Müzik Köyü için. O gece bozkırın ortasında, hayat heyecanını müzikten alan, müziğe meraklı onlarca insandık. Varız, az değiliz, sadece dağınığınız, dedi Aytaç. İnci Hanım bu heyecanla gençleştiğini, Müzik Köyü’nün ‘anti-aging’ etkili olduğunu söyledi. Ve Mahmut, yeni katılanlara hitaben halimizi çok güzel özetledi: ‘’Bundan sonra hayatınız eskisi gibi olmayacak!’’ Müzik Köyü’nün, en az bizim yazlık kadar uzun ömürlü olmasını diledim o an! Her yaz koşa koşa gittiğimiz sevincimiz başka nasıl anlatılır ki?

‘’Mendilim kiraz dolu, Anlatamıyorum galiba, Hüzün değil, yaz mutluluğu…’’* (Edip Cansever)

Yorum bırakın