SİVRİHİSAR, Bir Zamanlar Anadolu’da

17 Aralık Cumartesi sabahı öğlene varmak üzereyken Eskişehir-Ankara yolundaki Muhteşem Dinlenme Tesislerinde oturmuş; sucuklu yumurta, ballı gözleme ve tulum peynirinden oluşan doyurucu bir kahvaltı ediyoruz yol arkadaşım Kevser’le. Eskişehir’in Sivrihisar ilçesini gezeceğiz bugün. Kahvaltı ederken ortaokulda okuduğumuz Reşat Nuri Güntekin’in ‘Anadolu Notları’ kitabını hatırlıyoruz. Lezzetli ama mütevazı bir sofra, yan taraftaki hediyelik eşya dükkanında satılan 90’lardan kalma detaylar, sessizlik ve yolun karşısındaki kavak ağaçları…

Tarihi çok eskilere, Eskişehir’in atası Frig Devletine (M.Ö. 1200 civarı) dayanan ve 1926’ya kadar Ankara’ya bağlı olan Sivrihisar, bugün otuz bine yakın nüfusuyla Eskişehir’in en kalabalık (!) ilçesi. Sırtını yasladığı Çal Dağının uzantısı bir sönmüş volkan kayasına ait sivri tepeleri ana yoldan bile gözüküyor. Son yıllarda TRT’nin ‘’Gönül Dağı’’ dizisi burada çekildiğinden adı daha çok duyulmuş ve turistik olmuş. Dizi, şükür ki şiddetsiz, bağrış-çağrışsız bir bozkır güzellemesi. O gün çekimler belediye binasının içinde yapıldığından herhalde, kasabanın güneşli sokaklarında kimseler yok. Adliyenin olduğu meydandan yürümeye başladığımızda, capcanlı renklere boyanarak restore edilmiş evlere ve o evlerin dar sokaklarına park etmiş yine 90’lardan kalma arabalara rastlıyoruz. Bu manzara bana zaman durmuş hissi veriyor. Nuri Bilge Ceylan filmlerindeki sessiz kasvet biraz da: ‘’Kasaba’’ ya da ‘’Bir Zamanlar Anadolu’da’’.

Mizahımızın en tatlı ve en zeki kahramanlarından Nasreddin Hoca 1208’de Sivrihisar’ın Hortu Köyünde doğmuş. Yakın zamana kadar oğlu Ömer’in olduğu zannedilen sandukanın tekrar incelenmesiyle Nasreddin Hoca’nın bizzat kendisine, yani tam adıyla Nasrüddin Hoca Nusrat’a ait olduğu tespit edilmiş. Bu bilgiyi gezimizin başlangıç noktasında, Sivrihisar Kültür Evinde okuyoruz. Sivrihisar’a ait yüz yıl önceki yöresel kıyafetlerin, ev hayatının ve mutfağın sergilendiği, cıvıl cıvıl pazenden minderlerle ve sedirlerle döşeli, küçük bir etnografya müzesi burası.

Gönül Dağı dizisinin kahramanlarının evlerinin de bulunduğu, hafif yokuşlu bir ara sokağın devamını arşınlayınca karşımıza Surp Yerotutyun Ermeni Kilisesi çıkıyor. 1650’de inşa edilmiş, 1876’da büyük bir yangın geçirmiş. Yangından sonra Kırım’dan Sivrihisar’a göçen Ermeniler tarafından yeniden yapılmış. Anadolu’daki en büyük Ermeni Kiliselerinden biriymiş. İçeride moda çekimi var, rahat gezemiyoruz. Sonradan araştırınca kitabesinde ‘’Cemaat üyelerinin yardımıyla kutsal üçlü adına, Patrik Nerses Hükümranlığında Sivrihisar’ın imanlı cemaati ve Mimarı Minteş Panoyat tarafından 1881’de inşa edildi.’’ yazdığını öğrendim.* 1910’ların başında Sivrihisar’da 4.000’den fazla Ermeni yaşıyormuş. Anadolu bir sürü dine, dile, kültüre ev sahipliği yapmış, zenginler zengini bir coğrafya iken, hala devam eden bu tek tipleştirme, farklılıkları bile isteye yok etme ısrarı ne acı, ne yakıcı!

Kiliseye çıkan yolda aylak bir delikanlı takılıyor peşimize. Teklifsizce ilçeye ve çekilen diziye dair bir şeyler anlatmaya başlıyor. Kibarlığımızdan tersleyemiyoruz ama tavrı da hoşumuza gitmiyor. Zaten son beş yıllık taşra hayatımda en alışamadığım, hatta boğulduğum şey; akvaryumundan çıkmadığı halde altı boş bir özgüvenle, söylediklerinin doğruluğundan zerre şüphe etmeden ve karşısındakini dinlemeden atıp tutan her yaştaki fütursuz erkeklerin varlığı! Şimdilik zararsız bu genç adama kendi başımıza da gezebileceğimizi belirtip teşekkür ediyorum ben. Kevser laf arasında benim avukat, kendisinin de mühendis olduğunu söyleyince mi nedir, çekinip orada kalıyor. Biz kilisenin karşısındaki Açık Hava Heykel Müzesine yürüyoruz.

Sivrihisarlı heykeltraş Metin Yurdanur, 2011 yılında Sivhisar’ın sivri tepelerinin eteğinde Türkiye’nin ilk açık hava heykel müzesini oluşturmuş. Başta Nasreddin Hoca olmak üzere memleketin bilim, sanat ve kültür tarihine damgasını vurmuş yüzden fazla kahramanın tunç ve bronzdan yapılan heykelleri uzaktan kayaların parçasıymış gibi görünüyor ama yakından şahane duruyor. Sivrihisar’ın en sevdiğim yeri burası oluyor. Karacaoğlan, Dadaoğlu, Dede Korkut, Gül Baba, Yaşar Kemal, Abidin Dino, Muzaffer Sarısözen, Bahriye Üçok…. Metin Yurdanur, Türkiye’nin bir sürü meydanındaki heykellerin de mimarıymış ve bu açık hava müzesindeki bazı eserler o meydanlardaki heykellerinin kopyası olmuş. Altlarına not düşülmüş; Ankara’daki İnsan Hakları Anıtı, Mersin’deki Karacaoğlan ve Karacakız Anıtı, Erzurum’daki Nene Hatun Anıtı**… Hepsinin tek tek yanına gidip bakıyoruz.

Sonra müzenin karşısındaki Saat Kulesinin seyir terasında bir kahve molası. Bu kuleyi 1889’da dönemin Belediye Reisi Yüzügüllü Hacı Mehmet Efendi yaptırmış. Şimdiki Belediye Başkanı Hamid Yüzügüllü’nün büyük dedesi yani. Torun Yüzügüllü de 2018’de kulenin yamacına, ilçeyi 270 derece görebilen bir seyir terası eklemiş, ne güzel olmuş. Çay ocağında çalan türküler eşliğinde, terasta kahve içip dinleniyoruz.

Aşağı inince yine sessiz sokaklar ve başı boş dolaşan köpeklerin arasından geçip Zaim Ağa Konağına varıyoruz. Kasabanın köklü ve zengin bir ailesine ait bu konak, Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara dışında ilk kez toplanan TBMM Hükümetine ve Bakanlar Kuruluna ev sahipliği yapmış. 24 Mart 1922’de, Sakarya Meydan Muharebesinden sonra İtilaf Devletlerinden gelen ateşkes teklifi burada değerlendirilmiş ve Anadolu’nun hemen boşaltılması şartıyla kabul edilmiş.  Şimdi evin içi tıpkı Kültür Evi gibi bir müzeye dönüştürülmüş.

Sivrihisar’ın adını ben bir de 1942’de uygulanan Varlık Vergisi anılarında okuduğumu hatırlıyorum. İstanbul’daki gayrimüslimlerden talep edilen fahiş miktarlardaki vergileri veremeyenler, Sivrihisar üzerinden Aşkale’ye (Erzurum’a) sürgüne gönderilirken, bir nebze daha iyi durumu olan sürgünlerin Sivrihisar’da kaldığını ya da Aşkale’den Sivrihisar’a geri geldiğini…*** Soğuk, hüzünlü, sarı-kahverengi fotoğraflar canlanıyor gözümün önünde. Doğrularıyla birlikte yanlışlarını da olgunlukla kabul edip barış içinde okuyabildiğimiz bir tarihimiz olsa keşke!

Yunan İşgali altındayken Sivrihisar’daki Selçuklu Dönemi eseri Kılıç Camisi yıkılmış ama minaresi tek başına ve dimdik durmaya devam ediyor kasabanın ortasında. Ona da selam verip kadınlar kapısından Ulu Cami’nin içine giriyoruz. Cemaat ikindi namazında. 1274’te Mevlana’nın müridlerinden Mimar Emineddin Mikail’in yaptığı, minberi ceviz ağacından oymalarla kaplı ve 67 ahşap direkli bu cami, UNESCO Dünya Mirası Kalıcı Müzesine eklenmiş. Beyşehir’deki Eşrefoğlu Cami’ni hatırlatıyor bana. Anadolu Selçukluları ve akabindeki Beylikler Döneminde böyle ince işli, ahşap direkli camiler Anadolu’nun pek çok yerini süslemiş.

Son olarak Kilim Müzesine uğruyoruz. Eskiden bir kültür olan, çok uzun zaman ve emek alan kilim dokumaya dair envanterler ve rengarenk kilimler sergilenmiş bu ferah müzede. Dilimde, 87’den bir ezgi, Fatih Kısaparmak’tan ‘’Sevdiğine sözü olan, bir kilim dokur…’’ 😊

Hava kararmadan üşenmeyip arabayla birkaç km ötedeki özel Hava ve Uzay Müzesine de gidiyoruz ama 185 TL’lik giriş ücreti bize fazla geliyor, içine girmeden geri dönüyoruz. Sivrihisar Sivil Havacılık Eğitim Merkezi yakınındaki bu müzede Cumhuriyet Tarihinin eski uçakları sergileniyormuş. Birkaç ay öncesine kadar giriş ücretsiz iken, şansımıza…

Güneş batarken Çeşm-i Cihan Restoran’a oturup bamya çorbası, kelem (lahana) dolması ve yaprak sarmasından oluşan akşam yemeğimizi yiyoruz. Kelem dolması ve yaprak sarması alıştığımız gibi zeytinyağlı olmadığından bize ağır geliyor fakat pekmez ve tahinle servis edilen höşmerim tatlısına bayılıyoruz.

Dönüşte, Eskişehir’e doğru 90 km’lik düz ve karanlık bir yoldaki arabamızda Neşet Ertaş çalıyor. Kevser internetten Türkiye Haritasını açıp ilçe isimleri okuyor, ben hangi ile bağlı olduğunu söylüyorum. Dinlediğim türkülerden, okuduğum romanlardan, gezilerimin duraklarından ya da sevdiğim insanların memleketi olmasından ötürü çoğunu biliyorum. Her yolculuk sonrasında çok sevdiğim Anadolu’ya dair yeni bir şeyler öğrenirken, yaşadığı tahribata ve yalnızlığına biraz daha içim burkuluyor, Neşet Ertaş’ın sesini biraz daha açıyorum: ‘’Garip bülbül gibi feryat ederiz, Cehalet elinde küskün kederiz, Hep yolcuyuz böyle gelir gideriz, Dünya senin vatanın mı yurdun mu?’’

*https://sivrihisar.bel.tr/gezilecek-yerler/surp-yerotutyun-ermeni-klisesi/

**https://tr.wikipedia.org/wiki/Metin_Yurdanur ve http://metinyurdanur.com.tr/tr/secilmis-eserler

***https://www.sehak.org/2020/11/1942-varlik-vergisi-kanunu/

Yorum bırakın