‘Bir Gemi Yanaştı Samsun’a’

”1919 yılı Mayısının 19. günü Samsun’a çıktım.” diye başlar Mustafa Kemal Atatürk’ün Milli Mücadele Günlerini anlattığı NUTUK isimli eseri. 1. Dünya Savaşı’ndan mağlup ayrılmış Osmanlı Devletinin, Mondros Mütarekesini imzalayarak dağılma sürecinin sonuna geldiği; boğazların hakimiyetini, yeraltı kaynaklarının kullanımını ve donanma ile ordu üzerindeki tüm haklarını İhtilaf Devletlerine devrettiği, İstanbul’da İngiliz Kraliyet Donanmasının demirlediği, İzmir’i Yunanların, Adana’yı Fransızların, Antalya ve Konya’yı İtalyanların işgal ettiği, Urfa, Antep, Maraş, Merzifon ve Samsun’a İngiliz askerlerinin çıktığı günlerde, Anadolu’da bu işgallere tepki olarak Müdafaa-ı Hukuk Cemiyetleri kurulurken, işgalciler ile Türkler arasında çıkan silahlı çatışmaları yatıştırsın diye padişah tarafından 9. Ordu Müfettişi olarak Samsun’a gönderilen Mustafa Kemal… Bu günden bakınca bile mucize gibi gelen bir direniş örgütlenmesinin efsane lideri!

Çok kıymetli Mustafa Kemal’den 102 yıl sonra, Batıdaki Sinop’tan çıktık, kiralık arabamızın lüksüyle Gerze’de durup çay içtik, Bafra’da durup pide yedik ve Kızılırmak Deltası Kuş Cenneti üzerinden, ‘’duble’’ yolun ortasına kilometreler boyunca dikilmiş sıralı onlarca çeşit kuş fotoğraflarını takip ede ede 11 Temmuz Pazartesi Günü, ikindi vakti vardık biz Samsun’a. Önce, kapanmadan yetişelim diye Batı Park’taki Amazon Köyü’ne geldik. M.Ö 2000’li yıllarda yaşadıkları düşünülen ve anaerkil bir toplum olan Amazonların anayurdu Terme, bugün Samsun’un bir ilçesi. Ama tarihteki Samsun’un, yani Amisos’un ilk yerleşim yeriymiş. Ünlü tarihçi Heredot, İlyada’da Amazonların erkekleri öldüren bir kadın kavmi olduğundan bahsetse de*; Ephesus (Efes), Sinope (Sinop) ve Smyrna (İzmir) onların kurduğu şehirlerdenmiş. Bugün Samsun Batı Park’taki Amazon Köyünde Karadeniz ufuklarına bakan, iki büyük aslan ve ortasında dev bir Amazon Savaşçısı heykeli var. Yan tarafta da maketlerle ve rölyeflerle canlandırılmaya çalışılmış, mümkün mertebe bir köy hayatı sergisi… Amazon Köyünden sonra arabamıza akşam kahvemizi içmek üzere istikamet Atakum Sahili!

Ertesi gün gezeceğimiz Samsun Kent Müzesinden öğreneceğimiz üzere Samsun şehrinin tarihi, mitolojiye göre İskitlerin savaşçı bir kolu olarak Amazonlarla başlamış. Tarihi bulgulara göre ise Tekkeköy Mağaralarındaki yazıtlarla Samsun’un dünyanın en eski 8. yerleşim yeri olduğu ispatlanmış. Sonrası Hititler, Frigler derken Bizans ve Türklerin Anadolu’ya gelişiyle önce Danişmentlilere, sonra Selçuklulara, akabinde de Canik Sancağı olarak Osmanlı’ya ev sahipliği yapmış. Denize paralel uzanan Canik Dağları ile Karadeniz arasında, Karadeniz kıyısına geniş geniş yayılmış. Kıyının doldurulmuş alanlarının büyük çoğunluğu yeşile; parka, bahçeye ayrılmış. Bugün Samsun Büyükşehir Belediyesine bağlı bir merkez ilçe olan Atakum da, Samsun ve çevresine ticari koloniler kurup bölgeye hakim olan Danişmentlilerden beri var olan bir yerleşim yeriymiş. 1900’lerin başında Atakum, ünlü bir tütün taciri ve üreticisi olan Matossian adlı bir Ermeni’ye ait olduğundan halk arasında buraya “Matosyan Bahçeleri”  denirmiş. 1994’te belediye olunca ”Atakum” adını almış. Eskiden kendi halinde bir sayfiye yeriyken bugün, Samsunluların iş çıkışı tramvaya atlayıp gelebilecekleri, uzun mu uzun, geniş mi geniş, sapsarı kumlu, cıvıl cıvıl, 4 plajı ”mavi bayraklı” olan bir sahil Atakum. Sahile paralel yoldaki AVM’nin terasında denize karşı kahvelerimizi içip terlikli ayaklarımızla kuma indik. Elektriğimizi Karadeniz’e bırakmak farz olmuş artık. 🙂

Dinlendikten sonra tekrar şehir merkezine dönüş ve emanet aracı sahibine teslim… Bu yolun küçük dünyama kattığı en büyük adım; kendi adıma araba kiralayıp o arabada direksiyon sallamak ve 48 saatin sonunda çok şükür tek çizik olmadan o arabayı sahibine teslim etmek oldu. Yetişkinler dünyasında bir eşiği daha atladım sanırım. 🙂 Tabi ki tüm yolları sakince tarif eden ve cesaret veren yanı başımdaki kopilotum, yol arkadaşım Kevser sayesinde! 🙂

Araç tesliminden sonra o akşam kalacağımız Öğretmenevi’ne gidip valizlerimiz bıraktık. Öğretmenevi, ertesi gün de bolca adımlayacağımız, Eski Samsun’a dair pek çok yapının bulunduğu İlkadım ilçesinde. Biraz ilerisinde de Çiftlik Caddesi var. Nişantaşı’nı hatırlatan, sağlı sollu dükkanların ve binaların bir örnek, grili beyazlı bir dış cepheye büründüğü, yakına kadar trafiğe kapalıyken yeniden açılmış, havalı bir cadde burası. Sonuna kadar yürüyüp en sonundaki dondurmacılardan birinden gül şeklinde ikram edilen Bafra Balkaymak Dondurması aldık. Hava kararınca da ertesi gün tekrar geleceğimiz sahile indik. Bir zamanlar Samsun Ulusal Fuarının yapıldığı, Tren Garının ve Yabancılar Çarşısının bulunduğu o dev kordona…

Atatürk, 9. Ordu Müfettişi olarak, İhtilaf Devletlerinin isteği üzerine, ‘’bölgede yer aldığı iddia edilen Türk Direniş Gruplarının dağıtılması’’ göreviyle Samsun’a gönderilmiş. Ancak o buradan, Erzurum ve Ankara’da bulunan kolordularla iletişim kurarak daha büyük bir direnişi başlatmış. 1919 yılındaki o tüm imkansızlıkları tahayyül etmeye çalıştığımda Mustafa Kemal’in ve onunla birlikte inanan arkadaşlarının başarısı, her seferinde dikkatimi çeken ayrı bir detayla gözlerimi dolduran bir gurur masalı gibi geliyor! Samsun’da bugün yüz yaşının üzerinde olan her yapı bana tekrar tekrar bu destanı hatırlatıyor. Ertesi sabah güne başladığımız Gazi Müzesi mesela… 1919’a kadar Mantika Palas adıyla otel olarak hizmet veren bu bina, 19 Mayıs’ta Samsun’a ayak basan Atatürk ve ekibini ağırlamış ve Kurtuluş Savaşının ilk planları burada yapılmış. Cumhuriyet kurulduktan sonra bu bina devlet tarafından Atatürk’e hediye edilmiş, Samsun’a sonraki gelişlerinde de kendisi burada kalmış. Vefatından sonra (1940’ta) müze haline getirilmiş. Bir kısmında fotoğraflar, bir kısmında o ilk konaklamaya dair eşyalar sergileniyor. Üst kattaki bir notta ise, bize tanıdık bir isim var. Milli Mücadelenin önemli komutanlarının masa başındaki balmumu heykelleri, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanımız Yılmaz Büyükerşen’in Samsun’a armağanıymış. 🙂

Gazi Müzesinden sonra Sultan Abdülhamid’in 1800’lerin sonunda yaptırdığı Saat Kulesinin ve Büyükşehir Belediyesinin estetik mimarili tarihi binasının yer aldığı Saathane Meydanına çıkıveriyoruz. Karşıya, deniz kıyısındaki tramvay durağına geçeceğiz. 43 durağının büyük bir kısmı denize nazır giden, çok pratik bir raylı sistemi var Samsun’un. Ne de olsa Karadeniz Bölgesinin en büyük şehri; 1,5 milyonluk nüfusuyla memleketin 16. en yüksek nüfuslu ili. Sinop gibi Samsun’un da iklimi hiç bildiğimiz Karadeniz iklimine benzemiyor. Hava 32 derece o sabah, güneş dolu. Yarısı merkezde yaşayan nüfusun, en azından bizim dolaştığımız turistik yerlerinde gördüğümüz kısmı gayet kozmopolit. Göbeği açık, renkli saçlı, mini şortlu genç kadınlar da var, başörtülüler de… Sonra, umduğumdan daha temiz ve daha yeşil Samsun! Bir de, binaların üzerindeki tabelalardan anlayabildiğimiz kadarıyla sporsever bir şehir. Tramvaydan şehri izlerken o dev kordona dizilmiş kocaman tenis kortlarını, bowling ve okçuluk salonlarını, buz hokeyi alanlarını, yüzme havuzlarını, basketbol, futbol ve voleybol sahalarını görüyoruz. Her yerde ‘’Spor Kenti Samsun’’ reklamları…

Tramvaydan Baruthane’de inip teleferik ile Amisos Tepesine çıkıyoruz. Burası, 2004-2005 yıllarında yapılan kazılarda ortaya çıkan ve Helenistik Döneme ait olduğu saptanan bir tümülüsün, Pontus Krallığının üst düzey yönetici ailelerinden birine ait olduğu düşünülen bir mezarın bulunduğu tepe. Mezar odalarında yapılan kazılarda Amisos Hazinesi adı verilen bir takım gömütler de ortaya çıkmış ve bunlar Samsun Arkeoloji ve Etnografya Müzesine taşınmış. Şimdi tümülüslerin yanında bir şık bir restoran-kafe var. İsteyen mezarların ağızlarına kadar giden ahşap yollu patikalarda dolaşıp şehrin manzarasını izliyor, isteyen restoranda oturuyor. Biz de aziz Samsun’a yüksekten bir bakıp, geldiğimiz yoldan geri dönerek Bandırma Vapurunun (Gemi Müzesi) ve Milli Kurtuluş Anıtının bulunduğu Milli Mücadele Parkına gidiyoruz.

Mustafa Kemal’in İstanbul’dan Samsun’a geldiği gemi, 1878’de İskoçya’nın Glasgow kentinde bir yolcu gemisi olarak inşa edilmiş. Birkaç kez el değiştiren gemicik, 1894 yılında o Osmanlı İdare-i Mahsusasına (Deniz Yolları İşletmesine) nakledilmiş, bir süre yolcu seferleri yapmış, 1910’da adı Bandırma olarak değiştirilerek posta vapuru haline getirilmiş. 19 Mayıs 1919 tarihinde Atatürk ve Silah Arkadaşlarını Samsun’a getirdikten sonra yine posta hizmetine devam etmiş. 1924 yılında Türkiye Seyrüsefain İdaresi tarafından hizmet dışı bırakılmış, 1925 yılında bir armatöre satılmış ve sonra hurda olarak parçalanmış. 2000’lı yılların başında geminin orijinal çizimleri referans alınarak aynı boyuttaki bu replikası yapılmış, bu replika 2005’te Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından alınmış, müzeye dönüştürülüp 19 Mayıs 2006’da ziyarete açılmış. Geminin içinde kahramanlarının balmumu heykelleri de var. Fonda Atatürk’ün sevdiği şarkılar sırayla çalıp duruyor: ‘’Manastır’ın ortasında, var bir havuz…’’

Akabinde yine tramvayla, sahildeki büyük parklardan birinin içindeki yapay bir gölet olan ve bize Eskişehir’deki Kent Park’ı hatırlatan Sevgi Gölüne gidiyoruz. Kafesinde günlük kahvemizi içip ara öğünlük bademlerimizi yedikten sonra ver elini Samsun Kent Müzesi! Burası Samsun’a dair en detaylı ve renkli bilgiyi edindiğimiz, en sevdiğimiz müze oluyor. 1928 yılında Samsun-Sivas Demiryolu İşletme İdaresi ve Devlet Demiryolu Lojmanı olarak inşa edilen ikişer katlı iki ahşap binanın restore edilmesi ile oluşturulan müzede, Termeli Amazonlardan başlayıp günümüze kadar Samsun’un sosyal, tarihi, kültürel, coğrafi ve ekonomik yapısına ilişkin ciddi bir arşiv sergileniyor. Mesela Mustafa Kemal’in ‘’Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir’’ sözünü 1924 Eylülündeki Samsun ziyaretinde, İstiklal Ticaret Mektebinde söylediğini, 1923 Lozan Barış Antlaşmasından sonra Balkanlardan ve Batı Trakya’dan gelen mübadillerin önemli bir kısmının Samsun’a yerleştirildiklerini, Osmanlı’nın son zamanlarında İstanbul, İzmir ve Selanik’ten sonra sinema kurulan 4. şehrin Samsun olduğunu, Darülbedayi’nin (İstanbul Şehir Tiyatrosu) 1924’te çıktığı ilk Anadolu Turnesinde evvela Samsun’a geldiğini buradan öğreniyoruz. Önceki gün kapalı olduğu için gezemediğimiz Bafra’daki Tütün Müzesine benzer bir şekilde tütünün üretimini anlatan heykelleri, otuz yıl öncesine kadar Samsun’daki tütün fabrikalarında çalışan kadınların, erkeklerin, çoluk çocuk maaile birlikte tatil yaptığı Atakum’daki devlete ait sosyal tesislerin fotoğraflarını da burada görüyoruz. Keşke güzel yurdumun her kentinde o kentin geçmişini böyle kapsamlı anlatan müzeler olsa!

Eski tütün fabrikasından dönüştürülen açık havadaki Bulvar AVM’de bir modern restorana bıraktığımız son akşam yemeğimize varmadan önce Onur Anıtı’na gidip Samsun’un simgesi sayılan bronz Atatürk heykeli ile fotoğraf çekiliyoruz. Samsun Valisi tarafından Avusturyalı heykeltıraş H. Kriphel’e yaptırılan bu heykel, 1932’de görkemli ve kalabalık bir törenle açılmış. Paralel hizada, deniz kenarında da Kurtuluş Yolu adı verilen, Mustafa Kemal’in 18 arkadaşıyla birlikte 19 Mayıs 1919 sabahı Samsun’a ayak bastığı iskeleyi ölümsüzleştirmek için yapılmış, yine balmumu heykellerle dolu bir anıt var. Yüz küsur yıl önceki bu dehaya, bu cesarete ve bu ileri görüşlülüğe gündüz gözüyle son kez bakarken, 2020’lerde yaşamayı hayal ettiğim barış içindeki demokratik ülkeyi düşünüyorum… Gerçek olmuş bir masalın başladığı güzel Samsun’a ve bağımsızlık ateşinin izlerine Cahit Külebi’nin coşkulu satırlarıyla** veda ediyorum. :

‘’Kalkıp ayağa, ardı sıra baktı dalgalar, kalktı takalar.
İzin verseydi Kemal Paşa, Ardından gürleyip giderlerdi,
Erzurum’a kadar… ‘’

*https://tr.wikipedia.org/wiki/Amazonlar

**Bir Gemi Yanaştı Samsun’a, Cahit Külebi

Yorum bırakın