‘’1926 yılında Polatlı’ya bağlı Ömerler Köyü’nde doğdum. Üç yaşındayken anam öldü, sonra babamın köyüne, Kapılı’ya göçtük. Üç sınıflı köy okulunda okudum. Sonra Çifteler Köy Enstitüsüne girdim. Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünde Güzel Sanatlar Bölümünü bitirdim. Gezici bir başöğretmen olarak Tokat’ın köylerinde çalıştım…’’ 2014 yılında kaybettiğimiz yazar Talip Apaydın’ın Tütün Yorgunu* romanının arka kapağındaki hayat hikayesi, kendi ağzından böyle başlıyor. Talip Apaydın, çok sevdiğim Fakir Baykurt gibi köy enstitüsü mezunu yazarlarımızdan. Hakkında onca belgesel izlediğim, yazılar okuduğum ve her seferinde bir masalı dinler gibi kalbimi çarptıran Köy Enstitüleri Projesi, 1930’ların sonunda fikri oluşmaya başlayan, 16 milyonluk nüfusta sadece 2,5 milyonun okuma-yazma bildiği gencecik Türkiye Cumhuriyetindeki eğitim seferberliğinin bence en kıymetli çabası. Doğruları ve yanlışlarıyla, okuduklarımdan öğrenebildiğim kadarıyla Cumhuriyet’in ilk zamanlarındaki idealist çabalar bana çok naif gelir. Eskişehir; yeni Türkiye Cumhuriyetinin Ankara’dan sonra, o çabalarla Anadolu’nun ortasında yeşerttiği ilk şehirdir.
Bu yaz Covid-19 korkusuyla uzak coğrafyaların keşfine çıkamayacağımı anlayınca, hafta sonlarımı mümkün olduğunca yaşadığım diyarı keşfetmeye ayırdım. İş yerinden benim gibi meraklı ve arabalı birkaç arkadaş da buldum şansıma. Önceki cumartesi gittiğimiz Eskişehir Kent Ormanı Gece Yürüyüşünden sonra; Edirneli Duygu, Trabzonlu Kadir, İstanbullu Ümit ve Urfalı Zemzem’le kız kardeşi Nermin olarak, 20 Haziran 2020 cumartesi günü, maskelerimizle Eskişehir’den yola çıktık. Güneydoğu yönüne, Polatlı’ya doğru gidip 42. kilometrede Hamidiye Kavşağına gireceğiz.
Hamidiye, bugünkü Eskişehir’in Mahmudiye ilçesine bağlı bir mahalle. Birkaç kilometre ötesindeki Mahmudiye’nin ismi, Osmanlı Sultanı 2. Mahmut’un emriyle 1815’te yapılan ‘Çiftliğ-i Hümayun’dan geliyormuş. Cumhuriyet kurulduktan sonra köylere öğretmen yetiştirmek amacıyla açılan dört öğretmen okulundan biri, 1937’de burada, çiftlik binasının okula dönüştürülmesiyle oluşmuş. Daha sonra dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un çalışmalarıyla 1940 yılında somutlaşan Köy Enstitüsü fikrinin ilki de bu okulda uygulanmaya başlamış. ‘Çifteler Köy Enstitüsü’ adıyla Mahmudiye ve Hamidiye’de yer alan iki ayrı eğitim yerleşkesi kurulmuş. 1952 yılına kadar okul bu iki yerleşkede eğitimini sürdürmüş, 1954 yılında Köy Enstitülerinin kapatılması kararıyla Mahmudiye yerleşkesi de kapatılmış; Hamidiye yerleşkesiyse Yunus Emre Öğretmen Okulu olarak hizmet vermeye devam etmiş. Aynı bina Milli Eğitim Bakanlığı kararıyla 1990’da Yunus Emre Anadolu Öğretmen Lisesi, 2014’te Yunus Emre Anadolu Lisesi olmuş. 2016’dan itibarense Yunus Emre Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi olarak hayatına devam etmekteymiş. İsmi ve içindeki eğitim sistemi değiştirile değiştirile ayakta kalmaya çalışan bina, 83 yıldır Türkiye Cumhuriyeti eğitim tarihinin şahidi olarak sessiz ve bana hüzünlü gelen bir halde bundan sonra başına gelecekleri bekliyor ağaçlı bahçesinde.



Köy Enstitüleri; nüfusunun %80’i kırsal olan Cumhuriyetin köy çocuklarının 5 yıl eğitim görüp yaşadıkları köylere dönerek öğretmenlik yapması amacıyla kırsaldaki tren yollarına yakın ve tarıma elverişli bölgelere kurulmuş 21 tane okul. Kurulduğu bölgenin imkanları dikkate alınarak ziraatçilik, demircilik, terzilik, balıkçılık, arıcılık, bağcılık ve marangozluk gibi pratik konuların da uygulamalı öğretildiği, bugün Japonya’nın yaptığı gibi öğrencilerine kendi sınıflarını temizleten, tükettikleri neredeyse her şeyi öğrencilerine ürettiren, bir yandan da onlara edebiyat, tiyatro ve müzik öğreten muazzam bir sistem! Hasan Ali Yücel, Milli Eğitim Bakanlığı sırasında bugün hala okuduğumuz 421 tane Dünya Klasiğinin Türkçeye kazandırılmasını sağlamış ve bir yılda bu eserlerin en az 25’ini okumadan bir köy enstitüsünden mezun olabilmek imkansızmış. Sabahları dersten önce spor niyetine bir saat halk oyunları oynanır, haftada bir gün öğretmeninden müdürüne herkese soru sorulabilen ve herkesten savunma beklenen eleştiri saatleri uygulanırmış. Bir zamanlar Mahir Canova’nın drama, Aşık Veysel’in müzik derslerine girdiği, yıl sonunda Gogol’un tiyatro oyunlarının sergilendiği, konserlerin verildiği, şimdi bana masal gibi gelen bir okulun bahçesinde ve bahçenin arkasındaki terk edilmiş binaların içinde dolaşıyoruz. Dilimde, Behçet Kemal Çağlar’ın sözlerini yazdığı, Adnan Saygun’un bestelediği Köy Enstitüleriyle özdeşmiş Ziraat Marşı: ‘’Sürer eker biçeriz, güvenip ötesine, milletin her kazancı milletin kesesine, toplandık baş çiftçinin Atatürk’ün sesine, toprakla savaş için ziraat cephesine…’’



1950’de, Demokrat Parti iktidara gelmeden kısa bir süre önce Cumhurbaşkanı İnönü, 21 olan enstitü sayısının 60’a çıkarılmasını istemiş Yücel’den. ”Her köyde cami yok mu?” demiş. ”Cami varsa okul da olacak!” Sonra çok partili sisteme geçiş, Demokrat Parti dönemi, Marshall Yardımları, Köylüyü Topraklandırma Yasasına karşı çıkanlar derken ‘kız-erkek birlikte okuyor, ahlaksızlık yuvaları doğuyor, köylüye kötü örnek oluyor ve komünizm propagandası yapılıyor’ gibi gerekçelerle 1954’te kapatılmış Köy Enstitüleri. 14 yıl süren kısa ömürleri boyunca 17.341 köy öğretmeni yetiştirmiş, memleketin 15 bin dönüm tarlası tarıma elverişli hale getirilmiş, 750 bin ağaç dikilmiş, 1200 dönüm bağ oluşturulmuş, 36 ambar ve depo, 48 ahır ve samanlık, 100 km yol, 16 su deposu, 12 tarım deposu, 20 okul ve 12 elektrik santrali yapılmış. Bugünkü adı Yunus Emre Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi olan okulun girişinde yazılı Atatürk’ün ”Daima iyiye, güzele, doğruya…” sözü ağlar gibi bakıyor yüzüme. Tıpkı, ”Köylü milletin efendisidir” cümlesinin, markette gördüğüm ithal bakliyat paketleriyle aklıma gelip içimi acıtması gibi! ‘’Biz yurdun öz sahibi, efendisi köylüyüz’’ diyor oysa Ziraat Marşının nakaratında…

Önünde durduğumuz binanın bir zamanlar enstitünün yatakhanesi olduğunu öğreniyoruz yol sorduğumuz bir amcadan. Kendisi de 1978’de Öğretmen Okuluyken burada okumuş. Şimdi bir izbelik olan yatakhanenin arkasındaki ağaçların arasından sakin bir su akıyor. Sakarya Nehrinden gelen bir çay… Kavak ağaçları kendi memleketimden tanıdık. Karasal iklimin sulak yerlerinde uzun kavaklar yetişir. Yeşilin her tonu ve ağaçların arasında dolaşan kuşların sesi insanı neşelendirir. 🙂 Köy Enstitüleri hakkında öğrendiğim tüm detayları yol arkadaşlarıma da anlattığıma ve yeterince fotoğraf çektiğimize göre, yola devam…




Mahmudiye çıkışında, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğünün (TİGEM) tarihi binası var. 1815’te yine Sultan 2. Mahmut’un at çiftliği olarak kurdurduğu bu alan 1934’te Çifteler Harası olarak devletin eline geçmiş ve 1984’ten tarımsal yem ve tohum üretiminin yanında safkan Arap Atı yetiştiriciliği, bir Kamu İktisadi Teşebbüsü (KİT) olan TİGEM’in bünyesinde yapılmaktaymış. Hafta sonu olduğu için devlet dairesi kapalı. Ben o binayı gıda alışverişi yapabileceğimiz Tarım Kredi Kooperatifleri gibi bir yer sanmıştım. Kavaklı yeşil bahçede dolaşırken tesadüfen karşımıza çıkan İnsan Kaynakları Müdürüyle sohbet ettik de öğrendik bunları. Binanın arkasında ve yolun devamında atların bulunduğu ama dışarıdan girişin yasak olduğu parklar varmış. Dönüş yolunda, akşam güneşine karşı otlayan birkaç at görebileceğiz en azından arabanın içinden.


Çifteler ilçe merkezinden geçtikten sonraki son durağımız Sakaryabaşı. 825 kilometrelik boyuyla Türkiye’nin en uzun 3. akarsuyu olan Sakarya Irmağı, Eskişehir’in Çifteler ilçesinin birkaç kilometre uzağından kaynağını alarak akmaya başlıyor. Gökgöz, Kırkız, Ilıksu ve Göztaşı gibi birden fazla sıcak su kaynağının birleşmesiyle oluşan göletin etrafı yemyeşil bir mesire yeri haline getirilmiş. Piknik masalarının yanında gelenlerin etlerini, sebzelerini pişirebilecekleri barbeküler ve göletten taze taze tutulmuş yayınların, sazanların, alabalıkların kiremitte pişirilip servis edildiği çardaklı restoranlar var. Akşam yemeğimizi girişteki ilk restoranda yiyoruz. Kiremitte pişmiş çıtır çıtır yayın balığı. Bağdaş kurduğumuz çardakta dört ayrı şehrin yemek kültürleri ve alışkanlıkları dolaşıyor. Balık üstüne tahin helvası Kadir’le Ümit’e garip geliyor. Zemzem ve benim içinse çocukluk hatırası…



Herkes kaç yıldır Eskişehir’de yaşadığı halde neden buraya daha önce hiç gelmediğini düşünüyor. Ülkemin bunca doğal güzelliği, tarihi ve kültürel zenginliği, mutfak çeşitliliği olduğu halde bunların değerinin bilinmemesi canımı sıkıyor. Her konusu açıldığında olduğu gibi coşkulu hayallere kapılıyorum ben. Mesela Trabzon’da bir zamanlar var olan ama kıymet verilmeden yıkılan Sümer Sinemasından bahsederken Kadir, neredeyse her şehrin yakın tarihine tanık o eski sinemaların, içinde gösterilmiş filmlerin afişleriyle ve anılarıyla birer Sinema Müzesine dönüştüğünü kuruyorum.


Yemekten sonra akşam güneşini ardımıza alıp subaşını turlayarak fotoğraflar çekiliyoruz. 3 ay sonra evlerimizden 70 kilometre kadar uzaklaşmış, şehrimizin başka yeşilliklerinde nefes almışız. Mutluyuz. Etrafında yürüdüğümüz akarsu kaynağı aynı zamanda Türkiye’de dalış yapılabilen birkaç tatlı sudan biri. Suyun sıcaklığı yaz-kış 18-21 dereceymiş ve internetten gördüğümüz fotoğraflara göre aşağıda endemik bitkilerle dolu, masalsı manzaralar varmış. Yaz bitmeden önce bir gün de dalışa geleceğiz buraya inşallah 🙂
Dönüşte nostaljik Türk filmlerinin ve 90’ların şarkılarına maskelerimizin altından eşlik ederken 6 ay önce bu yaz için kurduğum yol hayallerini düşünüyorum. Varmayı umduğum yer farklı olsa da yolda olmak güzel. Son okuduğum kitapta 2 yıl ormanda yaşayan Henry David Thoreau doğru diyordu: ‘’Öğlen seni başka göllerde bulsun, gece bastırdığında neredeysen evin orası olsun. Burada oynananlardan daha değerli oyunlar yok…’’**

*Tütün Yorgunu, Talip Apaydın, Milliyet Yay.,1990, Madaralı Roman Ödülü
**Ormanda Yaşam, Hendry David Thoreau, Çev: Aykut Örküp, Zeplin Yay., 2014
Kaynaklar:
- Köy Enstitüleri Belgeseli, 2012: https://www.youtube.com/watch?v=zP7X36MscBo
- Yücel’in Çiçekleri, 2018, Yön: Cengiz Özkarabekir
- Toprağın Çocuklar, 2012, Yön: Ali Adnan Özgür
- Ham Meyvayı Kopardılar Dalından, ODTÜ Türk Halk Bilimleri Topluluğu Mezunları Konseri: https://www.youtube.com/watch?v=2Nn5-uqEcfc
- Köy Enstitüleri Projesinin İlk Tohumu, Çifteler Köy Enstitüsü, Eski-Yeni Dergisi, Aralık 2012
- Yunus Emre Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Tarihi (haberi/http://yunusemremtal.meb.k12.tr/meb_iys_dosyalar/26/06/344852/dosyalar/2019_05/09092600_tarihYe.pdf?CHK=b3e50dd7c6f9b6a426aac6d8f1cbaf96)