ESKİŞEHİR, ‘Dağılır Gider Kara Bir Bulut’

           31 Ağustos 2006 gecesi, İstanbul’dan Eskişehir’e giden otobüsteyim. Yanımda oturan çocukluk arkadaşım Pınar’ın Osmangazi Üniversitesindeki kaydını Marmara’ya aldırmaya gidiyoruz. Saat gece yarısını geçiyor, 1 Eylül oluyor. Benim doğum günüm. O zamanlar çekik gözlü bir ODTÜ’lüye aşığım. Doğum günümü ilk o arayıp kutluyor. Çocuksu cümleleriyle içimi aydınlatıyor, bir gün birlikte Eskişehir’e gitmeyi diliyor ve doğum günü hediyesi olarak mp3 çalarıma yüklediği şarkılardan birini dinlememi istiyor. Telefonu kapatıp mp3’ü açıyorum, Sevinç Eratalay’dan ‘Yeniden Başlamalı’ çalıyor. ‘’Gül pembe bahar türküleriyle, kıyıda gölgesine oturup zeytin ağacının…’’

  IMG-20180508-WA0004           Otobüs sabaha karşı Eskişehir terminaline varıyor, terminalin termometresi hava sıcaklığını ‘0’ derece gösteriyor. Dişlerimiz takırdayarak Pınar’ın arkadaşı Gizem’in evine gidiyoruz. Biraz dinlenip sabah Osmangazi Üniversitesine geçecek, akabinde de kapalı havalı Eskişehir’de gezeceğiz. O günden hayal meyal aklımda kalanlar; ‘Adalar’ dedikleri Porsuk kıyısında yürürken yağmura yakalanıp Haller Gençlik Merkezine girişimiz, Doktorlar Caddesindeki Pino’da hamburger yiyişimiz, tramvaya binişimiz ve akşam Gizem’in evinde minik bir pasta kesişimiz… O zamanlar henüz İstanbul’a doymamış bir ukala dümbeleği olduğum için, Eskişehir’i küçük bulup pek beğenmediğimi hatırlıyorum.

     CIMG1758      19 Ocak 2012 gecesi, İstanbul’dan Eskişehir’e giden trendeyim. Karşımda o zamanki büyük aşkım yağmur adamla, trenin yemekli vagonunda, yola bakarak bira içiyoruz, hüzünlüyüz. Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesinin Hukuk Sosyolojisi kürsüsüne araştırma görevlisi olmak için başvurmuş, ön elemeyi geçen 4 kişi arasına girerek mülakata çağırılmışım. İstanbul’dan yorulmaya başladığım zamanlar. Avukat olmak da istemiyorum. İstanbul’dan daha küçük bir şehirde yeni bir hayata başlamak için her fırsatı deniyorum. Bir yandan mülakatı geçip Anadolu Üniversitesinde akademisyen olmak istiyorum, bir yandan da Eskişehir’e gidersem karşımdaki beyaz gülüşlü adamdan ayrılmak zorunda kalacağım, biliyorum. Hüznüm o yüzden. Tren sabaha karşı kar altındaki Eskişehir’e varıyor. Yağmur adamın bir arkadaşının öğrenci evine gidiyoruz. Biraz dinlenip sabah Papağan Kafe’de çibörek yiyor ve üniversiteye geçiyoruz. Mülakattan sonra Eskişehir’de geziyoruz. Buz tutmuş Porsuk Çayının üzerindeki köprülerde fotoğraf çekilip Devrim Arabasının sergilendiği TÜLOMSAŞ Müzesine gidiyoruz. Hava ‘-7’ derece. Diyarbakır’da büyümüş yağmur adam bu havaya alışkın değil, alnı morarıyor soğuktan. Dışarıda fazla oyalanmadan yine onun arkadaşlarıyla Doktorlar’ın sonundaki ‘Varuna Gezgin’ isimli kafede buluşuyoruz. Kafenin televizyonunda, İstanbul’da yapılan Hrant Dink Anması… Aynı hüzünle İstanbul’a döndükten bir hafta sonra mülakat sonuçları açıklanıyor, kabul edilmemişim.

          11 Şubat 2016 sabahı, Bursa’dan Eskişehir’e giden babamın kullandığı aile arabamızdayım. 2015 yılı biterken çalışmakta olduğum hukuk bürosundaki iş yoğunluğundan ve özel sektörden bunalarak işten ayrılmışım, devlet kurumlarından birinde avukat olabilmek için KPSS’ye hazırlanıyorum. Hafta sonları dershaneye gidiyor, hafta içi barodan aldığım zorunlu müdafilik görevleri ve arkadaşlarımın pasladığı ufak tefek işlerle karnımı doyuruyorum. Yakın arkadaşım Seda rica etmiş, borcunu ödemeyen bir borçlunun dükkanını haczetmek üzere yoldayım. Bursa’da yaşayan ve vakitleri bol olan emekli annemle babama benim meslek hikayelerim çok heyecanlı geliyor. Fırsat buldukça beni oraya buraya götürme bahanesiyle geziyorlar. Avukatlık mesleğini ailecek icra ediyoruz yani 🙂 Eskişehir’e gideceğimi duyunca, biz götürelim, biz de Eskişehir’i görelim, diyorlar.

          DSC_0331 Sabah adliyeye gidip öğleden sonra çıkacağım haciz için resmi işlemleri tamamlıyorum, öğle arasında ailecek Odunpazarı’ndaki Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykel Müzesine gidiyoruz. Öğleden sonra haciz mahalinde topuklu ayakkabılarımı tıkırdatarak yürüyor ve sağ kaşımı kaldırarak avukat avukat konuşuyorum: ”Kusura bakmayın Oktay Bey, sizinle kişisel bir problemim yok, ben görevimi yapmakla yükümlüyüm. Ödeme yapmayacak ya da taahhüt imzalamayacaksanız, söktürüyorum bu dolapları!” Koca dükkan 2 saatte boşalıveriyor. Ben kendi derdimdeyim; KPSS’yle Eskişehir’e atansam nasıl bir hayatım olur diye düşünüyorum.

             6 Aralık 2017 günü, Eskişehir’de bir kamu kurumuna avukat olarak atandığımı öğrendim. 2004 eylülünde başladığım ama artık çok yorulduğum İstanbul hikayemin bitmek üzere olduğunu o gece fark ettim. Üzgün değildim. 1 Eylül 2006 gecesini anımsadım. Sevinç Eratalay’ı açtım. Epeydir kurduğum bir hayalin gerçek olması karşısında mutluluk ve şaşkınlık karışımı duygulardan geçerek ağladım. ‘’Yeniden başlamalı, yeniden anlamalı, yeniden dinlemeli o yiten türküleri. Dağılır gider kara bir bulut, dokununca bir dost eli…’’ 

           Yıllar önce üniversite tercihlerimi yaparken okuyacağım bölüme aldırmadan, ‘ne olursa olsun, İstanbul’da olsun’ demiştim. Hayranı olduğum müzisyenlerle tanışıp profesyonel müzik yapacağım, gençlik kamplarıyla başka ülkelere yol alacağım, edebiyat atölyelerine ve halk dansları festivallerine katılacağım, konserlere, tiyatrolara, sinemalara ve dahi bilumum etkinliğe bilet alacağım, hatta ilgimi çeken bir alanda yüksek lisans yapıp ufkumu açacağım… diye günlükler dolusu düş ve planla İstanbul’a gelmiştim. İşte o aralık akşamı, bunların hepsini tek tek gerçek ettiğimi, bu sırada da kendimi iyice tanıdığımı fark ettim. Profesyonel anlamda müzisyenlikten ziyade sabit çalışma saatleriyle sabit maaş getirisi olan bir işte çalışmanın ve o işten kazandığım parayı, iş dışı vakitlerdeki keşiflere harcamanın beni daha huzurlu edeceğinden ve İstanbul’a doymuş biri olarak bunları İstanbul kadar kalabalık, pahalı ve yorucu olmayan bir şehirde de yapabileceğimden emindim. O sebeple; devletimiz merkezi sistemle avukat atamak üzere her kadro açtığında bu gerçeği dikkate alıp hayırlısını dileyerek tercih yaptım. Hayırlısı, 2012’de araştırma görevlisi olarak gelemediğim Eskişehir’e, 2018’de avukat olarak gelmekmiş. 🙂

          DSC_0589 Nisan ayında yeniden tanıştığım Eskişehir, cıvıl cıvıl Porsuk kıyısı, güler yüzlü taşra insanı ve hayretler içinde kaldığım ucuz hayatıyla hemencecik sevdirdi kendini bana. Kent Belleği Müzesindeki bir alıntıda Adalet Ağaoğlu Eskişehir için ‘’Cumhuriyet elitinin yeşerdiği ilk şehir’’ demiş. 1920’lerde Milli Mücadele Dönemi Muharebelerindeki aktif rolünden sonra 1930’larda, Yeni Türkiye Cumhuriyetinin yatırımlarıyla Anadolu’da can verdiği (Ankara’dan sonraki)  ilk şehir olmuş Eskişehir. Şeker Fabrikası, Uçak Fabrikası, Devlet Demiryolları Fabrikası, Cer Atölyesi… Bir de Yılmaz Büyükerşen efsanesi var tabi.

        _20180418_123211      1999’dan beri Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaparak bu şehri baştan yaratan, kentin tozlu saklı tüm güzelliklerini ortaya çıkaran, sanat hayatını parlatan adam. Sakarya Nehrinin en büyük kolu olup şehrin içinden kıvrım kıvrım akan Porsuk Çayını ıslah ettirip etrafını yeşille donatan, çayın üzerine pek çoğunu bizzat kendisinin tasarladığı köprüler kuran, çayda Venedik misali gondol sefası yapılabilmesi için dahiyane fikirler sunan, şehrin her yanına çağdaş heykeller yapan ve yaptıran, Odunpazarı’ndaki eski Osmanlı Evlerini restore edip rengarenk ve şirin bir alan, aynı alana şehirle özdeşmiş konularda bir sürü estetik müze kurduran, hatta buraya bir de İngiltere’deki ‘Madam Tussauds’vari, bizzat kendisinin yaptığı balmumu heykellerle dolu bir müze açan, Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarının ve Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrasının kurulmasına vesile olan, bir zamanlar kentin ortasında bir izbelik olan Haller Binasını kültür-sanat merkezine çeviren, eski fabrika bacalarının etrafını renkli peyzajlarla süsleyen, şehrin her yerini mümkün olduğunca yeşertmekle yetinmeyip 300 bin metrekarelik bir alana çeşit çeşit ağaçlarla yemyeşil bir Kent Park ve o parkın içine bir plaj konduran, 400 bin metrekarelik başka bir araziyi Sazova Bilim ve Kültür Merkezi yaparak içindeki müzelerle özellikle çocuklar için burayı ilginç ve eğlenceli kılan, neredeyse tüm şehri dolaşan 7 hatlı tramvayla toplu taşımayı kolaylaştıran, Eskişehir yakınlarındaki Türkmen Dağından çıkarılan ve içerdiği mineraller açısından çok kıymetli olan ‘kalabak suyu’nu iyileştirip yeniden içilmesini sağlayan ve muhtemelen benim henüz bilmediğim daha bir sürü şahaneliği bu şehre armağan eden; tüm bunları da hiç bir siyasi polemiğe girmeden, kimseye cevap vermeden, ”Ailemden sonra en sevdiğim varlığım Eskişehir’dir” diyerek uygulayan, hayranı olduğum mütevazı başkan; Eskişehirlilerin Yılmaz Hocası. 2019’da başkanlığının 4. dönemi dolacak. Bir aydır keşfedip sevdikçe, o giderse bu şehir böyle tatlı kalmaya devam eder mi, korkusu sardı beni. Eşi dostu yeni şehrime davet ederken ‘Büyükerşen gitmeden gelin’ diye ekliyorum 🙂

               Sadece Ali İsmail Korkmaz aklıma gelince yüreğim sızlıyor. Bu güzelim şehirde, o güzelim çocuğu hangi kötü kalpli adamlar, nasıl… diye diye! Belki buralı değillerdir, diye avutuyorum kendimi. Tatar’ı, Çerkes’i ve Balkan Mübadili bol olan, bir zamanlar Yunus Emre’nin yaşadığı bu yerde, dışarıdan geleni ve öğrenciyi seven bu yardımsever halktan değildir o adamlar, diye düşünüyorum. Ali İsmail de çok severmiş Eskişehir’i, biraz da onun için yürüyeyim, diyerek Hatboyu’ndan Tren Garına gidiyorum.

            Şimdi ben; haftada 2 gün iş çıkışı Doktorlar Caddesindeki yoga kursuna giden, cuma akşamları evinin arkasındaki Opera Binasında Senfoni Orkestrasının konserlerini dinleyen, ayda birkaç kez Şehir Tiyatrolarının oyunlarını izleyen, tüm bunları İstanbul’a kıyasla çok çok ucuz fiyatlara yaptıkça neşeyle çocukluğuna dönen, arada Porsuk kıyısına yayılmış rengarenk üniversitelilere baka baka Adalar’da dolaşıp sevinen ve sevindikçe şansına şükreden ‘yeni’ bir Eskişehirliyim 🙂 Büyük heyecanlarımı, büyüme sancılarımı ve kalp kırıklıklarımı İstanbul’da bıraktığımı, yürüdükçe kara bir bulutun dağıldığını hissediyorum. Yeni bir şehirde, sabit çalışma saatli ve sabit gelirli ömrümün yepyeni hikayelerine başlıyorum. Yolunuz düşerse, öğrendiğim ve keşfettiğim kadarıyla bendeki bu şehri paylaşabilirim. Eskişehir çok güzel! Buyurun, beklerim. 🙂

_20180403_212237

*Yeniden Başlamalı, Sevinç Eratalay, 1996

Yorum bırakın